ALI ALIŞIR / SANATÇI METNİ / 2013

Sanal Savaşlar.

Sanal Savaşlar — Ali Alışır
SERİYİ KEŞFET

Yirmi birinci yüzyılın hızla gelişen teknolojileri, en acımasız savaşların bile eğlence olarak sunulabileceğini gösterdi. Körfez Savaşı'nın televizyon görüntülerinden, 11 Eylül saldırılarının ardından Afganistan ve Irak'ta yaşanan savaşlara uzanan süreçte, giderek gelişen teknolojiler çatışmanın bize ulaşma biçimini belirledi. Rahat koltuklarımızda otururken sivillerin hayatlarını yıkıma uğratan saldırıları, bir havai fişek gösterisi izler ya da video oyunu oynar gibi seyrettik.

Tarih büyük savaşlara, işgallere ve kayıplara tanık oldu; ancak savaşın gösteriye dönüşmesi, artık farklı bir anlık erişim niteliği kazandı. Ticari medya savaşı ilgi çekici ve görsel açıdan cazip biçimlerde sunarken eğlence ile çatışma iç içe geçiyor. Olaylar bir reality şov gibi kesintisiz canlı yayın içinde akıyor. Muhabir ile savaşçının rolleri birbirine yaklaşmaya başlıyor: Gazetecilerin görüntülerinin yanı sıra, askerlerin taşıdığı veya askeri araçlara yerleştirilen kameralardan gelen kayıtlar da bize ulaşıyor. Savaşın kendisini kavrayamadan önce, onu nasıl göreceğimizi görüntü belirliyor.

Susan Sontag, Başkalarının Acısına Bakmak'ta fotoğrafın ölümle süregelen ilişkisini ele alır. Bugün fotoğrafın sermayeyle de yakın bir ilişki kurduğunu düşünüyorum. Savaşın medyada sunuluşunda teknik beceri ve sayısal bilgi, habercilik deneyiminin önüne geçebiliyor. Kayıplar, yıkılan kentler, sivil ölümleri ve harap edilen yerler istatistiklere ve dijital kodlara çevriliyor. Sayılar, savaşın tek kanıtıymış gibi görünmeye başlıyor. İşgal edilen toprakların stratejik değeri ölçülüp yeniden belirlenirken haritalar ve grafikler, karşıt güçlerin ilerleyişini birer başarı gösterisine dönüştürüyor.

Bütün dünyaya yayılan bu şaşırtıcı gösteri, sayılara indirgeniyor ve eğlence kültürü aracılığıyla pazarlanıyor. Tüketime sunulan, savaşın gerçekliği değil, onun ilgi çekici yüzeyi oluyor.

İzleyicinin bulunduğu yerden bakıldığında, bu savaşlar sanki hiç yaşanmamış gibi görünebiliyor. Televizyon görüntüleri uyuşturucu bir etki yaratıyor; ekranı kapatınca çatışmanın da sona ereceği sanılıyor. Oysa gerçek savaşlar, sanal karşılıklarının gölgesinde sürüyor. Görünür gösterinin arkasında, görüntülerin hem açığa çıkardığı hem de gizlediği sermaye savaşları görüyorum. Savaş alanı, başka iktidar biçimlerinin iş gördüğü bir perdenin ön yüzüne dönüşüyor. Bu anlamda savaş, artık yalnızca tüfekler ve silahlar üzerinden anlaşılamaz.

Paul Virilio'nun savaş, hız ve medya üzerine düşünceleri, çatışmanın yayıncılığın ticari ritmine nasıl dâhil olduğunu sorgulamak için bir çerçeve sunuyor. Savaş haberleri ile büyük eğlence etkinlikleri aynı medya ekonomisi içinde yer aldığında; izleyiciler, sponsorlar ve yayın akışının sürekliliği de savaşın temsil edilme koşullarının bir parçası oluyor. Mesele yalnızca bize neyin gösterildiği değil, bu gösterinin nasıl programlandığı ve tüketilebilir hâle getirildiğidir.

Böylece savaş, akışını ve çekiciliğini koruyarak televizyon programları arasında ilerleyebiliyor; kesintisiz bir yayının sıradan bölümlerinden biri gibi görünüyor. Sunuluş biçimi, diğer tüketim ürünlerinin sunumundan ayırt edilmesi güç bir hâl alıyor. Bu estetik dönüşüm, izleyiciyi sanal bir oyuncunun konumuna çekiyor.

Bu durumu, kendisini sürekli yeniden üreten bir süreç olarak görüyorum. Savaşın geleneksel tanımları artık onu bütünüyle açıklamaya yetmiyor. Çatışma, askeri gücün yanı sıra komuta-kontrol sistemleri, siber savaş, psikolojik operasyonlar, yayın akışları ve kültürel-toplumsal hayatın içinden geçen çevrimiçi ve çoklu ortam bilgi dolaşımı üzerinden de yürütülüyor.

Savaşın dehşet verici yüzü, seyredilecek bir sahneye; bedensel acıdan ve duyusal deneyimden arındırılmış gibi duran teknolojik bir gösteriye dönüşüyor. Televizyon ve internet yayınları, gece ateşlenen silahları ve düşen bombaları havai fişekleri ya da ışıklandırılmış bir yılbaşı ağacını andıran ışık desenleri olarak sunuyor. Yıkıcı güç, baştan çıkarıcı bir görünüm kazanıyor. Joseph DeLappe'ın savaşın bir oyun olarak sunulmasına yönelik eleştirisi, bu görünümün gizleyebildiklerine işaret ediyor: katliama, evlere dönen tabutlara ve savaşın sterilize edilmiş görüntüsünün dışında bırakılan acıya.

Sanal savaşların bir başka boyutu da haz ve keyif tüketimidir. Sinemanın ve oyunların gösterişli dünyaları, çatışmanın bu kavramlarla kodlanmasına katkıda bulunuyor. Onların sanal imgeleri gerçek savaş görüntüleriyle birleştiğinde, gerçeklik sahne arkasına itiliyor. Görüntünün mantığı içinde, hedefe odaklanan pilot ile ekrana odaklanan izleyici arasındaki mesafe ortadan kalkmış gibi görünüyor. Sanal savaş, askeri fantezileri hayata geçirmenin yeni bir biçimine dönüşüyor.

Ernst Cassirer, insanın yalnızca fiziksel bir evrende değil, simgesel bir evrende yaşadığını söyler. Dil, mit, din ve sanat, bu evrenin biçim kazanmasını sağlayan unsurlar arasındadır.

Bugün bu toplumsal, sanatsal, dinsel ve siyasal ilişkiler giderek sanal alana taşınıyor. Benim üzerinde durduğum, sözcükler mecazi derinliklerini ve görüntüler simgesel bağlarını kaybettiğinde ne olduğudur: Dijital göstergeler, kendilerinin ötesindeki bir gerçeklik yerine yalnızca kendilerine gönderme yapıyormuş gibi göründüğünde ne yaşarız?

Savaş görüntüleri de benzer bir dönüşümden geçiyor. Giderek gelişen teknolojiler aracılığıyla, gösterdiklerini iddia ettikleri çatışmadan kopmuş bir göstergeler sistemine dönüşebiliyorlar. Yaşanmış deneyimin izlerinin yerini kodlar ve tekrar eden görsel kalıplar alıyor.

Düşmanla artık yalnızca bir öteki olarak karşılaşılmıyor. Sivil ve askeri bilginin birleştiği elektronik yüzeyde, bireyler gösterinin suç ortaklarına dönüşme riski taşıyor. Kahramanlar ve kötüler, aydınlatılmış bir ekranın üzerindeki karanlık noktalara indirgeniyor. Savaş ile özgürlük, birbirinden ayrı anlamlarının açıklığını kaybediyor. Sanal savaşta amaç, sınırları belirli bir toprağı işgal etmekten, o toprağın üzerinde tekinsiz ve ele avuca sığmaz bir varlık olarak belirmeye doğru kayıyor gibi görünüyor.

Bir saldırı ya da işgal, normal koşullarda kendimizi savunabileceğimiz bir yeri saptamamıza imkân verir. Peki, savaşın nasıl işlediğini görmek güçleştiğinde bu karşılık nasıl örgütlenebilir? Günümüz çatışmalarının görünmezleşmesi, saldırı ile savunma arasındaki ayrımın kendisini de belirsizleştiriyor.

Her savaş kendi izleyicilerini yaratmıştır. Kimliklerimiz ve ilişkilerimiz sanallaştıkça, tanıklık ettiğimiz savaşlar da sanal ortamlarda yaşanıyor. Bu ortamlarda çatışma kesintisiz biçimde kendini sürdürebiliyor ve gerçekliğin yerini almaya başlıyor. Durmaksızın karşımıza çıkan, son derece canlı görüntülerin yarattığı duygusal uyuşma ve tükenmişlik, bu savaşları izleyenlerin taşıdığı en kalıcı yara izlerine dönüşebiliyor.

Ali Alışır
2013

TÜM METİNLER